Çelik Fiyatları |  Çelik Fiyat Arşivi  |  Güncel Çelik Haberleri  |  Çelik Firmaları
Üye Girişi Türkçe Italyanca Çince
Şifremi Unuttum  |   Kredi Kartı ile Ödeme

"Bundan böyle ihracat 1 milyar $'ın altına gerilemeyecektir"

Etiketler: çelik üretimi , görüş | benzer haberler »

Hurda fiyatlarındaki yükselişin devam edeceği düşünülüyordu. Bugün yaşanan duraklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demir çelik sektörü, gerek girdi, gerekse nihai ürün fiyatlarının en fazla dalgalandığı sektörler arasında yer alıyor. Bu sebepledir ki, kısa vadede, fiyat beklentileri konusunda yanılmalar olabiliyor. Buna karşılık, orta ve uzun vadede, girdi ve nihai ürün fiyatlarının yukarı doğru hareket ettiğini kabul etmek gerekiyor. Sektöre intisap ettiğim 1998 yılında hurda fiyatları 70-80$, nihai ürün fiyatları ise 160-170$ civarında idi.

Daha sonra 2003 yılında fiyatlar yukarı doğru hareket etmeye başladı. Hurda fiyatları 2004 yılının sonlarında ulaştığı 295$ seviyesinden bir miktar geri geldi ise de, 70-80$ seviyelerini bir daha hiç görmedik. Fiyatların yeniden 300$ seviyesine ulaşması, ancak 2007 yılının başlarında mümkün oldu. Benzer bir artış eğilimini 2008 yılında da yaşadık. Bundan sonra da yaşayacağız.

Burada göz önünde bulundurulması gereken bir hususun, cevher piyasasındaki tekelci yapı olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar cevher fiyatları ile hurda fiyatları arasında ilişki kurmanın yanlış olduğunu söyleyenler var ise de, cevher fiyatlarının fazlaca arttığı dönemlerde, entegre tesislerin mümkün olan azami ölçülerde (ki bu oran % 25 civarında ifade ediliyor) hurda kullanımına yöneldiğini görüyoruz.

Diğer taraftan cevher fiyatlarındaki artış nedeniyle nihai ürün fiyatlarında yaşanan artışın, ark ocaklı tesisler için üretim arttırmayı daha cazip hale getirdiğini, bu durumun hurda talebinde ve fiyatlarında artışa yol açtığını kabul etmek gerekiyor.

Ayrıca cevher üreticileri kadar değilse bile, az sayıda hurda üreticisinden oluşan hurda piyasasındaki oligopolistik yapının da, bu sonuçta etkili olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Bugün yaşanan duraklamayı bu açıklamalar çerçevesinde, kısmen AB ülkelerindeki ekonomik gelişmelerin geleceğe ilişkin beklentilerde yol açtığı belirsizlik sebebiyle nihai ürün talebinde gözlenen gevşeme ile, kısmen yılın ilk aylarında nihai ürün fiyatlarında, 2008 yılındakine benzer yüksek oranlı artışlar yaşanabileceği endişesi ile bazı tüccarların spekülatif stok politikası izlemeleri, tüketicilerin ise mevsimlik ihtiyaçlarının anlamlı bir bölümünü siparişe bağlamaları sonrasında piyasadan çekilmeleri, kısmen de dünya çelik sektöründeki kapasite fazlasının üretim tüketim dengelerinin süratle bozulmasına yol açabilen tesirleri ve bu durumun fiyatlar üzerinde meydana getirdiği baskı ile açıklayabileceğimizi ve ekonomilerdeki düzelme devam ettiği taktirde, bu durumun kalıcı olmayacağını düşünüyorum.

Çin'in hurda alımının Türkiye çelik sektörü üzerindeki etkisi konusundaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Çin dünyanın en büyük çelik üreticisi. Bu sebeple Çin'de meydana gelen çok küçük bir değişiklik, dünya çelik sektörünü ve bu arada Türk çelik sektörünü yakından etkiliyor.
Uzun yıllar Çin çelik sektörü yerli hurda ile idare etti. Son yıllarda gerek ark ocaklı tesis sayısındaki ve gerekse Çin'in çelik üretim kapasitesindeki artış yüzünden, Çin, Türkiye'nin 2000'li yıllarda elinde tuttuğu dünyanın en büyük hurda ithalâtçısı unvanını, elinden alıverdi.

Çin'in hurda piyasalarına girmesinin, son fiyat artışlarında etkili olduğunu, 2010 yılı başında Türkiye'de 320$ civarında seyreden hurda fiyatlarının, ABD'nin doğu kıyısından ithal edilen hurdalar için, Uzakdoğu'da 360-370$ seviyelerine çıkmasının, gerek girdi ve gerekse nihai ürün fiyatlarının süratle yukarı doğru tırmanmasında etkili olduğunu görüyoruz.

Diğer taraftan Çin'in büyük alıcı olarak piyasalara girmesinin, Türkiye'nin ABD'den yaptığı ve 2004 yılından itibaren istikrarlı bir şekilde artarak 572.000 mt seviyesinden 2008 yılında 5 milyon mt seviyesine kadar çıkan hurda ithalatının, 2009 yılında 3,9 milyon mt seviyesine gerilemesinde de kısmen etkili olduğunu düşünüyorum.

Bugün itibarıyla bu ülkenin hurdaya yönelik alım seviyeleri sizce risk oluşturmakta mıdır?

Risk işin doğasında var. Ancak biraz önce de belirttiğim gibi Çin Çelik sektörü ağırlığını koyduğu yerde bütün dengeleri etkileyebilecek nitelikteki yapısı ve cesameti ile, her durumda mutlaka yakından takip edilmesi gereken ve hiç şüphesiz ciddi ölçüde risk oluşturan bir mahiyet taşıyor kanaatindeyim.

Sizce Türk çelik sektöründeki alıcı ve satıcılar, hammadde kontratlarında üç aylık periyotlara geçişi başarıyla gerçekleştirecek mi?

Dünya çelik sektörünün kabul ettiği bir uygulamayı Türk çelik sektöründeki alıcı ve satıcıların başaramaması için bir sebep göremiyorum.

Kömür fiyatları için yeni oluşturulan birtakım endekslerin alımlarda ne yönde bir etkisi olabilir?

Yeni uygulama iki yönlü çalışabilecek yapısı ile risk oluşturabileceği düşünülse bile, 1 yıllık kontratlara kıyasla spot fiyatlar ile referans fiyatlar arasındaki farkın çok fazla büyümesini engelleyici bir tesir icra edeceğini, bu durumun ise, gerek sektörde fiyat istikrarının tesisine, gerekse uyuşmazlıkların asgari seviyeye inmesine katkı sağlayacağını ve bu yönüyle çelik sektöründeki alıcı ve satıcıların işini kolaylaştırıcı rol oynayacağını düşünüyorum.

Bu arada, Türkiye'deki alıcı ve satıcıların üç aylık periyodu uygulamak mecburiyetinde bulunmadıklarını, daha uzun vadeli kontratlar imzalayabileceklerini ve bu arada riski azaltmak için belirli periyotlar ile, dünya fiyatlarındaki gelişmeleri de dikkate alan bir eskalasyon formülü geliştirebileceklerini belirtmekte fayda görüyorum.

Demir fiyatlarındaki gerçekleşen yükselişler bugünkü talep seviyeleri karşısında üreticiyi ne şekilde etkilemektedir?

Endekslerin spekülatif alımları dengeleyen ve istikrarın tesisine yardımcı olan bir fonksiyon icra edebileceğini düşünüyorum.

Bunu belki fiyatlardaki yükselişlerden ziyade dalgalanmalar şeklinde ifade etmek daha doğru olur. Çünkü fiyatlar tek bir yönde hareket etmiyor. Hiçbir üreticinin sınai faaliyetleri talih oyununu çeviren dalgalanmalardan mutlu olacağının zannetmiyorum. Üreticilerin tercihi, düşük kârla da olsa, istikrarlı bir çalışma düzeninden yana olacaktır. Ancak kabul etmek gerekir ki Türk çelik sektörünün dünya çelik sektörü içerisinde, %2 gibi sınırlı bir payı var ve tek başına, tam bir etkileşim içerisinde olan dünya çelik piyasalarını yönlendirebilme gücü yok. Bu yüzden yaşanan pek çok örneğe rağmen, bazı müteahhit örgütlerinin, üreticileri suçlayan açıklamalarını, içi boş, sathi ve sübjektif yönü ağır basan açıklamalar olarak görüyorum.

Ayrıca fiyatlar artarken zarardan şikayet edenlerin, demir-çelik fiyatları yüksek iken imzaladıkları kontratlardaki girdi maliyetlerinde, fiyat düşüşleri sebebiyle yaşanan avantajlı durumları, hiçbir şekilde gündeme getirmedikleri hususuna da dikkat çekmek istiyorum.

Türkiye'deki çelik üreticilerinin bugün itibarıyla üretimde kullandıkları kapasite kullanım oranı ne seviyelerde yer almaktadır?

2009 yılında Türk çelik sektöründe kapasite kullanım oranı %68 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oranın 2010 yılında %75 civarına yükseleceğini tahmin ediyoruz.

Ülkemizde bu yıl için öngördüğünüz bir üretim artışı bulunuyor mu?

Gerek kapasite kullanım oranında gerçekleştirilecek artışlar ve gerekse yeni devreye giren tesisler sayesinde, 2010 yılında üretimde %15 civarında bir artış bekliyoruz. Hemen belirtmek gerekir ki, ilk iki ay üretimindeki performans düşüklüğü sebebiyle, Nisan ayı üretimindeki artış %21,5 seviyesine ulaşmış olmasına rağmen ilk dört ay itibarıyla üretim artışı %11,2 olarak gerçekleşmiştir.

Yılın ikinci çeyreğinde üretim ve ihracat rakamlarımızda iyileşme öngörüyor musunuz?

Yılın ikinci çeyreği itibarıyla, üretim ve ihracatta iyileşme bekliyoruz. Ancak geçen yılın ikinci çeyreğinde de üretimin artış eğilimi içerisine girmiş bulunduğu dikkate alındığında, baz etkisindeki azalmanın üretim artışındaki oranları sınırlandırabileceğini, buna karşılık başta AB ülkeleri olmak üzere, piyasalardaki daralma eğilimine rağmen, ihracatımızın, gerek miktar ve gerekse değer yönünden artış eğilimine gireceğini ve bundan böyle aylık ihracatın 1 milyar $ seviyesinin altına gerilemeyeceğini düşünüyoruz.

Türkiye çelik sektörünün verimliliğinin ve rekabetçiliğinin artması için maliyetlerindeki bazı yüklerin giderilmesi gerektiğini belirtiyorsunuz. Bu konuda kaydedilen olumlu gelişmeler var mı?

Bu konu üzerinde çok duruyoruz. Ancak bugüne kadar sonuç alabilmiş değiliz. Aslında çelik sektörümüz Devletten herhangi bir yardım istemiyor. Tek istediği başka ülkelerdeki üreticilere uygulanmayan ve bu sebeple rekabet gücümüzü azaltan yüklerin kaldırılması. Bu konuda son derece haklı olduğumuza inanıyoruz ve sonuç alıncaya kadar da taleplerimizi gündeme getirmeye devam edeceğiz.

Ayrıca çevre katkı payı uygulamasının, Türkiye'deki diğer sektörlere uygulanmayan niteliği ile, asla adil bir uygulama olmadığına inanıyoruz. Bu vesile ile adaletin mülkün temeli olduğu özdeyişini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.


Geri Tüm Röportajlar

Son Tarihli İlgili Haberler
Sıkça Sorulan Sorular
Site Kuralları
Güvenilirlik ve Gizlilik
Site Haritası
Bize Ulaşın
Hakkımızda
Gümrük Mevzuatı
Haber Ortakları
 Facebook Duvarı 

 SteelOrbis Tweets 

 SteelOrbis RSS Hizmeti

 Mobil
SSL     Copyright © SteelOrbis Elektronik Pazaryeri A.Ş.
    Tüm hakları saklıdır