Çelik Fiyatları |  Çelik Fiyat Arşivi  |  Güncel Çelik Haberleri  |  Çelik Firmaları
Üye Girişi Türkçe Italyanca Çince
Şifremi Unuttum  |   Kredi Kartı ile Ödeme

“2010 hedefimiz ihracat ve transit ticaretimizi toplam hacmimizin %50’sine yükseltmek”

Etiketler: Türkiye , Avrupa , Orta Doğu , çelik üretimi | benzer haberler »

Türkiye'nin hatırı sayılır dış ticaret firmalarından bir tanesi olan Arena Metal, belli başlı pazarlara ve ürünlere bağlı kalmadan alternatif çözümler üretirken, kalite anlayışını müşterilerine sunmayı amaç ediniyor. Aracı kullanmadan ürün kaynağı merkezli çalışarak, müşterilerine hem operasyonel hem de  finansal destek hizmeti sağlıyor. Uzun çelik mamuller ve boru sektörü olmak üzere farklı ürün çeşitlerine de yer veren Arena Metal Genel Müdürü Sayın Hünkar Karakaşlar ile 2009 yılının değerlendirmesi ve 2010 yılı beklentileri hakkında fikir alışverişinde bulunduk.

Merhaba, öncelikle 2010 yılında çelik sektörünün nelerle karşı karşıya olduğu konusundaki fikirlerinizi alabilir miyiz?

Öncelikle sorularınızı global daha sonra Türkiye perspektifinden yanıtlamaya çalışacağım. Global anlamda dünya demir-çelik piyasaları üretim anlamında yaklaşık 10-15 yıldır ciddi şekilde doğuya kayma eğilimindedir. Kriz sonrası dönemde sarsılan dünya ekonomisinde katma değeri düşük hammadde ye yakın ürünlerde (ki demir çelik ürünleri ağırlıklı olarak bu kategoride ele alınmalı)  pazarın kayma sürecinde bir hızlanma olmuş gibi bir görüntü oluştu.  Aslında bu daha çok talepteki ani daralmanın etkisi ile Batıda katma değeri düşük ürünlerde kar faktörünü öne alarak aniden üretimi kısmalarından kaynaklanmıştır. Doğu tarzı üretim mantığı ve üretim maliyetleri Batıdan oldukça farklıdır ve içinde bulunduğumuz dönemde Doğu'daki üreticiler ciddi bir maliyet avantajına sahip durumdadırlar. İşin ilginç yanı özellikle Çin ve Hindistan'ın ısrarlı ve devlet kontrolüne dayalı sanayi politikası sonucunda bu ülkeler iç pazarlarını da geliştirmiş durumdalar. İşte görüyoruz her şeye rağmen Çin artık ihracata dayalı agresif bir satıştan çok kendi iç piyasası ile ayakta durabiliyor. Sanayileşme bir kültür işidir ve süreklilik ve ciddi bir yönlendirmeye gereksinim duyar ve bu ülkeler bunu başarmış durumdalar.

Gelelim Türkiye'ye... Maalesef ülkemiz hakkında bu konularda çok olumlu bir izlenim taşımıyoruz.  Türkiye sanayileşme konusunda oldukça ağır ve sürekliliği olmayan ve bu konuda devlet politikası belirsiz bir görünümde. Dolayısı ile yatırımlar vs oldukça anlık çoğu zaman entegre bir politikaya bağlı üretilmemiş bir yapıda. Bildiğimiz üzere ülkemizde son 2-3 yıldır özellikle yassı üretim konusunda ciddi bir yatırım atağı başladı; ancak bunların birbirine entegrasyonu, verimliliği ne kadar düşünüldü bu belirsiz. Bizim izlenimimiz bu yatırımlarda ana motifin iç piyasada var olan arz açığını kapatmak yönünde olduğu.

Tüm bu resim göz önüne alındığında 2010 yılının sektörümüzde öne çıkaracağı ana eksen "karlılık" olacaktır.  Finansal kriz sektörün kanıksanmış geleneksel finansal kaynaklarına darbe vurdu. Yola devam edenler veya edebilenler bundan sonra çok daha ciddi ve profesyonel bir yapıda üretim yapmak, çok daha profesyonel bir yapıda satış/pazarlama ağları geliştirmek ve tüm bunları yaparken önlerine bakarak organizasyonlarını sürekli revize edip geliştirerek hareket etmek durumundalar. Bu da demek oluyor ki "karlılık" dışında demir çelik sektörünün gündeminde bir de "innovasyon" kavramı olacak önümüzdeki dönemde. İnnovasyon derken bu üretimde artı-değer kazandıracak ar-ge yatırımlarından tutun da, lojistik, hizmet konularında yaratılacak ek yenilikler anlamında düşünülürse tam içeriği ile anlaşılabilir.

Kriz ile yoğrularak geçen 2009 yılının sona erdiği noktada sizce çelik piyasalarında dengeler nasıl değişti?

Sanırım ilk soru da kısmen bu konularda da yanıtlar vermiş oldum. Dengeler aslında bu dönemde değişmedi; kriz sadece durumu hızlandırdı. Krizi basitçe bir anda ortaya çıkan bir şanssızlık olarak görürsek geldiğimiz durumu ve ne yapacağımızı anlayamayız. Her kriz yapısaldır. Çin ve Hindistan dünya nüfusunun yarısını barındırıyor; bunlar nerede ise son 15-20 içerisinde dünya ekonomisine sıfırdan dahil oldular; Rusya'yı da buna eklerseniz neler olduğu çok belliydi aslında. Global anlamda ciddi olarak büyüyen bir ekonomi vardı krize kadar; tüketime bağlı olarak üretimde de ciddi sıçramalar oldu. Batıdaki üretime katılamayan atıl fonlar da bu oyuna katılarak kendi paylarını aldılar ve arzın bir kısmını sanal olarak yarattılar ve bu ekonominin gerçek arz/talep dengesini bozdu. Misafir oyuncu olan spekülatörler yarattıkları sanal arzdan dolayı ilk düşüşte vazgeçip apar topar oyundan ayrıldılar. Maalesef demir-çelik ticareti de bu grubun hacim bakımından iştahını kabartan sektörlerden biri idi. Şimdi sadece gerçek oyuncular kaldı sahnede. Ama artık hayallere göre yatırım yapanlar ve büyüyenler için zor bir zaman başladı. 2009 sona erdiğinde ortaya çıkan durum özetle şudur;

Batı da ciddi bir üretim daralmasının ardından yeni dengede bir stabilizasyon var. Ancak beklentiler oldukça kötü. Karlılık ve innovasyon prensibini iyi bilen bu pazarlardaki aktörler katma-değeri yüksek ürünler dışında pek fazla faaliyet göstermiyorlar artık. Katma-değeri yüksek çelik ürünlerinde yıllar önce başlattıkları markalaşma faaliyetlerine hız vermeye başladılar. Üretimden çok dağıtım kanallarını kontrol etmeye eğilimleri arttı. Bunu da üretim maliyetlerindeki düşüklüğe dayandıramayacakları için karlılığı arttıracak farklı pazarlama teknikleri ile kendi pazarları olmayan ama potansiyeli olan alternatif pazarlara direkt girerek yapmaya çalışıyorlar. (Açıkçası bu stratejileri kriz öncesi de devam ediyordu ancak kriz öncesi dönemdeki aşırı şişkinlik onları da kısmen rehavete sokmuş olacak ki bu konuda o kadar da hızlı davranamadılar.)

Çin ve Hindistan'da büyüme ihracattaki düşüşe rağmen devam ediyor iç piyasadaki güçlerinden dolayı. Rusya, Brezilya gibi ülkeleri de bu gruba almak mantıklı olabilir. Bu ülkelerin önemi giderek artacaktır. Dünya çelik üretiminin yarısından fazlasını yapan Çin önemle takip edilmesi gereken bir aktör olacak. Belki Türkiye için doğrudan olmasa da ihracat kanallarında bu ülkeler (özellikle Rusya, Çin ve Hindistan) Türkiye'ye bazı pazarlarda rakip olacaktır.

Türkiye açısından özetle Batılı aktörler iç piyasa da diğerleri ihracat kanallarında sıkıntı yaratacak.

Türkiye ancak yakın pazarlarda lojistik etkisi ile düzenli tedarik sağlayabilir durumdadır. Dolayısı ile Türkiye özellikle iç piyasasını koruyacak bir strateji ile hareket etmek zorunda olacaktır.

Yukarıdaki durum geldiğimiz noktada sektördeki ana güçlerin geldiği noktayı açıklıyor.

Ancak kısaca Türkiye'de gelinen durumla ilgili şunu da söylemek istiyorum. Türkiye de özellikle yassı sektöründe ciddi değişiklikler olacak gibi görünüyor. İç piyasada ticari kalite ürün gruplarında rekabet artacaktır. Yassı ürün tüketicisi sanayiler de katma değeri yüksek imalat yapan firmaların önemli bir atılım yapma potansiyeli görünüyor. İç piyasadaki üretimin artması özellikle bu ürünleri tüketen sanayiler de bir genişlemeye neden olacaktır.

Uzun ürün sektöründe ciddi bir değişim beklemiyoruz. Ancak ihracat konusunda bu alanda da sıkıntılar olacağı görünüyor; dolayısı ile bu sektörde bir konsolidasyona gidilmesinde yarar var. Aksi taktirde verimli olmayan bazı kapasiteler devre dışı kalacaktır.

Paslanmaz çelik konusunda Türkiye de gelinen talep nedeni ile doğrudan entegre bir üretim olmasa da ara ürün imalatı konusunda atılım yapma zamanı da gelmiştir.

Bu bağlamda 2009 yılında Arena Metal portföyünde ne gibi değişiklikler oldu ve portföyünüze hangi yeni pazarlar eklendi?

Arena Metal bir dış ticaret firması olarak çapı ve bilgi birikimi olarak esnek bir firmadır. Belli bir pazar ve ürüne bağlı kalmamaya çalışan; hem pazar ve ürün hem de hizmet olarak alternatif geliştirmeyi ilke edinen bir firmayız. Ağırlığımız yassı ürünlerde ancak özel kalite uzun hadde ürünleri; boru ve fittings, paslanmaz çelik konusunda da çalışıyoruz. Kriz öncesinde %70 Türkiye piyasasına %30 Kuzey Avrupa piyasasına malzeme tedarik ediyorduk. Alımlarımız da ağırlıklı olarak Avrupa, Çin ve D.Avrupa fabrikalarından oluyordu. Çin tarafında ciddi bir daralma yaşandı (fiyatların artışından dolayı); Avrupa çıkışlı ürünlerde bir artış var bunun dışında Türkiye den ihracat ve transit ticaret faaliyetlerine de ağırlık verdik. 2010 sonu itibari ile ihracat ve transit ticaret hacmimizi toplam hacmimizin %50'sine kadar çıkarmayı hedefliyoruz.

Ayrıca hizmetlerimizde doğrudan kaynaklardan almak konusunda bir prensibimiz var. Malzemeyi herhangi bir üreticiden alıp alıcının fabrikasına kadar ulaştırmak konusunda tüm operasyonel ve finansal hizmetleri sunabiliyoruz. Bu tarzda çalışmamız hem müşteriye daha güvenilir hizmet vermemizi hem de firmamızın yıllara dayanan bilgi birikimi ve tecrübesini daha aktif kullanmamızı sağlıyor. Geleneksel dış ticaretin back-to-back olarak tarif edilen al-sat yapısından çok daha derinlikli butik alım-satım konusunda iddialıyız. Demir-çelik ticaretinin zamana göre hızlı yön değiştiren bir yapısı var bu da tedarikçilerinizin ve müşterilerinizin da buna paralel değişkenlik göstermesine neden oluyor. Bu bir gerçek ancak biz olaya sadece böyle yaklaşmamaya ve özellikle Avrupa, Türkiye ve Türkiye'nin çevre pazarları olan Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkî Cumhuriyetler gibi pazarlarda daha düzenli ve operasyonel derinliği olan yapılar kurmaya çalışıyoruz.

Sanırım kriz sonrası dönemde gelişen ve gelişmek zorunda olan bir durum bu: Partner olarak çalışacağınız firmaları seçmek ve onlara herkesin sunmadığı veya sunmak istemediği bir tedarik zinciri yaratmak. Bu artık nerede ise bir ortaklık sistemine dönüşüyor; daha şeffaf ve nerede ise tedarik zincirindeki tüm partnerlerin birbirlerinin kar oranlarını dahi bildiği açık bir sistem.

Yeni yıl tatilleri sonrasında Almanya ve diğer Batı Avrupa demir çelik piyasalarında nasıl bir eğilim gözlemliyorsunuz?

Kuzey Avrupa piyasası demir-çelik sektörünün kendi içindeki entegrasyonu bakımından dünyada en sağlam temeli olan pazarlardan biridir. Yıllarca çok oturmuş geleneksel bir tedarik zincirleri var. Güçlü son kullanıcıların (otomotiv, beyaz eşya, vs) ağırlığı olan bir sistem. Bu da bu piyasa da arz fazlası ve eksikliğinden ortaya çıkabilecek fiyat değişikliklerini minimize ediyor. Dolayısı ile çok fazla anlık fiyat değişiklikleri olmuyor. Fiyat değişimleri ağırlı olarak üretim maliyeti değişiklikleri ve son talepte ki değişimlerden oluyor. Bundan dolayıdır ki büyük son kullanıcı sanayicilerin kriz sonrası piyasada ki talep düşüşünden kaynaklanan nedenlerle kontratlarını düşük tutması çelik fabrikalarının da kapasitelerini aşırı şekilde düşürmesi ile sonuçlanmıştı. Bu Kuzey Avrupa piyasasını anlamak da çok önemlidir. Çelik üreticileri ile büyük son kullanıcı sanayiciler arasında olan bu güçlü bağ çelik fabrikalarının aşırı üretimden kaynaklanabilecek zararlarını ortadan kaldırıyor.

Yeni yıl tatilleri sonrası çelik fabrikaları üretim maliyetlerinin artışından dolayı fiyatlarını arttırmaya başlamışlardır. Üretim kapasitelerini arttırıp artırmayacakları tamamen son kullanıcıların taleplerinin ne düzeyde artacağına bağlı görünüyor. Şu anda yassı ürünlerin talebinde ciddi bir artış olacak gibi görünmüyor. Otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde satışlar da ciddi bir artış yok çünkü. Hurda fiyatlarındaki artış nedeni ile uzun ürün grubunda da artışlar var ancak doğası gereği bu pazarlar uzun üretiminde zaten çok aktif değiller.

Görünen o ki fiyatlar en azından 2010'un ilk çeyreğinde yükselecek ancak daha sonrası için bir şey söylemek çok zor şu an da... Dediğimiz gibi buradaki çelik üreticileri kapasite arttırma konusunda çok muhafazakarlar ve pazarlarda ciddi bir toparlanma olmadığı sürece üretimlerini fiyatların artması nedeni ile arttıracaklarını hiç sanmıyorum.

Gerçekten demir-çelik sektörü artık tekrar spekülatif bir döngüye kolay kolay girmeyecektir. Kuzey Avrupa pazarındaki ciddi entegrasyon da buna engel oluyor zaten. Avrupa piyasası 5-6 yıl önceki öncü konumunu kaybetmiş durumdadır. Doğrusunu söylemek gerekirse artık onlar bize soruyorlar Türkiye'de ne oluyor; Rusya'da Çin'de ne oluyor diye?

Sektörünüzdeki firmalara önümüzdeki dönem için önerileriniz nelerdir?

Demir-çelik sektörü hacmi büyük olan bir sektör; dolayısı ile sektördeki aktörler doğru planlama ile her zaman sektörde yerlerini bir şekilde koruyabilirler. Ancak açıkçası sektör globalleştikçe; esas oyuncular azalıyor dolayısı ile rekabet artıyor. Kriz öncesi sanal pazar artık bitti ve sanırım bundan sonra da yakın dönemde böyle bir dönem olmayacak dolayısı ile hala pazarda olanlar güvenilir firmalardır; yeter ki bu firmalar önümüzde zor geçecek dönem için daha planlı olsunlar; sadece tecrübelere güvenmek maalesef çözüm olmuyor. Öyle hızlı değişen hareketli bir sektördeyiz ki her zaman alternatifleriniz olmalı; bir konuda faaliyet gösterirken değişmesi kaçınılmaz gelecek için de çalışmak zorundayız. Sürekliliği sağlamanın kaçınılmaz yolu bu. Sanayicilerin ar-ge konusunda muhakkak bazı çalışmaları olması gerekiyor. Sektörde bizim gibi ticaret yapan firmaların da piyasalar da alternatifleri arttırmak; müşterilerin ve satıcıların karlılığını arttırmak gibi bir misyonumuz var.

Ayrıca herkesin her şeyi kendisi yapmak gibi verimsiz ve sonuçsuz bir yapıdan ziyade partnerlerini iyi seçmesi ve birbirini tamamlayan şeffaf ve güvenilir yapılar kurması gerekiyor. Çünkü gerçekten çok hacimli global bir sektörde çalışıyoruz; burada olanaklar çok olabilir ancak genişliğinden dolayı hata yapmak da o kadar kolay.


Geri Tüm Röportajlar

Son Tarihli İlgili Haberler
Sıkça Sorulan Sorular
Site Kuralları
Güvenilirlik ve Gizlilik
Hakkımızda
Site Haritası
Bize Ulaşın
Gümrük Mevzuatı
Haber Ortakları
Reklam
Raporlar & Yayınlar
Danışmanlık
Prime
 Facebook Duvarı 

 SteelOrbis Tweets 

 SteelOrbis RSS Hizmeti

 SteelOrbis Mobil
SSL     Copyright © SteelOrbis Elektronik Pazaryeri A.Ş.
    Tüm hakları saklıdır